Referandum: Türkiye Diktatörlüğe Doğru Kayıyor

Türkiye yalnız konumuyla değil aynı zamanda dünyayı şekillendiren siyasi güçlerin dengesinİ sağlamaktaki görevi itibariyle de önem taşıyor. Yüzyıllar boyunca muazzam bir imparatorluğun beşiği oldu. Bugün ise, komşu bir devlet olarak savaştan tahrip olmuş Suriye’den saçılan şiddetle mücadele etmek zorunda. Bu adeta demokrasinin siyasal islamla uzlaşıp uzlaşamayacağını gösterecek bir test niteliğinde. Ve ayrıca Batı liberalizmi ile Rusya’nın somut örneği olduğu otoriter yönetim arasında bir dümen tutturmak durumunda.  Geçmiş yıllarda Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye ters yöne doğru seyretti. Bu hafta sonu bu gidişat tekrar yoluna sokulabilir.

16 Nisan’da Türkler parlamenter sistemi terk ederek yerine yönetsel başkanlık sistemini getirmenin oylanacağı bir referanduma katılacaklar. “EVET” çıkması olası, ancak kesin olmaktan çok uzak. Güçlü bir başkan bulunmasında hiçbir sorun yok ancak Türkiye’nin yeni anayasa taslağı çok ileri gitmekte. Ülke, parlamento tarafından minimal düzeyde dizginlenen bir 21.yüzyıl sultanlığına dönüşebilir. “EVET” sonucu Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçilmiş diktatörlüğüne mahkum edebilir. “HAYIR” ise diktatörlüğe zorlanmaya. 1

Devamını okuyun

  1.  Bu yazı The Economist dergisinde yayımlanan “Turkey’s referendum: Turkey is sliding into a dictatorship” adlı yazıdan Türkçeye İrem Özbay tarafından çevrilmiştir

Popülizm Nasıl Otoriterliğe Dönüştü: Venezuela Örneği

Yaklaşık 20 yıl önce Hugo Chavez Venezuela’da başa geçince, temsil ettiği solcu popülizm demokrasiyi sağlayacak gibiydi. Ancak,geçtiğimiz haftalarda yasama erkinin bağımsızlığına vurulan darbeyle açıkça belli olduğu üzere ülkede demokrasinin infilakına yol açtı.

Venezuela’nın kaderi bir uyarı işareti gibi gözlerimizin önünde duruyor: popülizm dışardan demokratik görünebilen ve demokratik hissettirebilen bir yöntemdir. Fakat, mantığı çerçevesinde götürdüğü sonuç demokrasinin gerileyişi ve hatta bütünüyle otoriter yönetim olabilmektedir.

Popülizm elbette ki her zaman otoritarizme varmıyor. Venezuela’nın düşüşüne, petrol fiyatlarındaki gerilemeyi de içeren başka faktörler de neden oldu ve demokratik kurumlar popülizmin en karanlık eğilimlerine kurban gittiler.

1

Devamını okuyun

  1.  Bu yazı New York Times gazetesinde yayımlanan Max Fisher ve Amanda Taub tarafından yazılmış “How Does Populism Turn Autharian? Venezuela is a case in point” yazısından Türkçeye İrem Özbay tarafından çevrilmiştir.

Bir OHAL KHK’sı İncelemesi: Akademisyen İhraçları

Bizler biri hukuk diğeri politika öğrencisi iki arkadaş olarak 15 Temmuz sonrası Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri(Ohal KHK’ları) ile yapılan ihraçlarla ilgili dilimiz döndüğünce bir yazı kaleme almak istedik . Özellikle bazı üniversite ve fakültelerde öğretimi fiilen durma noktasına getiren akademisyen ihraçları başta olmak üzere, bu ihraç ve KHKların hukuki boyutunu, insan hakları nezdindeki konumunu, Barış için Akademisyenler (BAK) Bildirisiyle ilişkisini ve hak arama yollarını, geçmiş örneklere de göndermeler yaparak anlatmaya çalıştık.Yazıda ifade özgürlüğü kapsamında Barış için Akademisyenler Bildirisi’ne imza atmış akademisyenler çerçevesinde açıklamalar yapılacak,diğer akademisyenler ve kamu görevlileri içinse son söz niteliğinde genel değerlendirmede bulunulacaktır.

Devamını okuyun

Ulusaşırı Müstahkem Demokrasi

Almanya ve Avusturya’da Türk demokrasisini savunmamız mümkün müdür? Sonuç olarak Erdoğan’ın Anayasal reform planı „bizim“ demokratik temellerimizi değil, Türk demokrasisini tehdit etmekte. Nitekim eğer ki bizimkiyle uyuşmayan bir düzeni savunuyorlarsa, Türk politikacılara Almanya ve Avusturya’da propaganda izni verilebilir mi? Veyahut Türkiye’deki liberal demokrasinin kaderi bizi ilgilendirmemekte mi? İşte bu soru „Ulusaşırı müstahkem demokrasi“ye yönelik bir soru. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde Türkiye, Almanya ve Avusturya’yı birlikte ilgilendiren bu soruya bir cevap olabilir.12

Devamını okuyun

  1. Viyana Üniversitesi, Hukuk Felsefesi Enstitüsü araştırma görevlisi Ulrich Wagrandl tarafından 10 Mart 2017 tarihinde verfassungsblog.de adresinde yayınlandı. Hasan Can Karaca Almanca orjinalinden çevirdi
  2. Wagrandl, Ulrich: Die transnationale wehrhafte Demokratie, VerfBlog, 2017/3/10, http://verfassungsblog.de/die-transnationale-wehrhafte-demokratie/

Deli Dumrul Köprüsü, Bir Kamu-Özel Ortaklığı Hikayesi

Kamu özel ortaklıkları, Türkiye’nin gündeminde yeni yeni yer bulmaktadır. Her ne kadar Türkiye ve Türk İdaresi yap işlet devret gibi kamu özel ortaklığı olarak kabul edilen hizmetlere yabancı olmasa da bugünkü uygulamalar geçmişe oranla birtakım farklılıklar arzetmektedir. Özellikle son değişikliklerle beraber açıklanmayı bekleyen ve idare hukuku bakımından sorun teşkil eden pek çok husus bulunmaktadır. Toplum, yapılan kamu özel ortaklığı sözleşmelerinin içeriğini bilmemekte; bildiği kadarıyla da kamu hizmetinin sürekli olması zorunluluğu sebebiyle verilen hazine garantilerini haklı ve sert bir şekilde eleştirmektedir. İdare hukuku bakımından da bütün sistem tartışmalıdır. Peki nedir bu kamu özel ortaklıkları?

Devamını okuyun

Ayağa Kalkın Efendiler

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
…“
Faşizm dur durak bilmeden akademisyen kıyımına devam ediyor. Bu güne kadar aralarında Barış Icin Akademisyenlerin de oldugu 2.346 öğretim görevlisi üniversitelerden ihraç edildi. Bugün ise fakültemiz profesörü sayın Prof. Dr. Süheyl Batum hocamızın bir OHAL KHK’sine dahi gerek duyulmadan; Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü tarafından çirkince ve tek kalemde ihraç edildigi haberini aldık.
Bu ihraçlar bize Nasyonal Sosyalistlerin Almanya’da yönetimi devraldığı zamanları hatırlatıyor; 1933 yılından itibaren üniversiteler bilimden uzaklaştırılmış, nazi ideolojisini empoze eden yüksek liselere dönüştürülmüştü. Pek çok akademisyen üniversitelerden el çektirilmiş, pek çok kitap „Almanlığın ruhuna karşı“ olduğu icin ritüelistik bir şekilde yakılmıştı. Bugün Türkiye’de yaşanan da budur.
Fakat biz boyun eğmeyeceğiz! Süheyl Batum onurumuzdur! Bahçeşehir Üniversitesi ögrencileri ayağa kalkacaktır, bu üniversitenin ne faşizmin ne de bir grup hainin elinde oyuncak edilmesine izin vermeyecektir. Bahçeşehir Üniversitesi bizimdir, birisi gidecekse buna biz karar veririz; ve şunu açıkça söylüyoruz ki Süheyl Batum kalacak! Ona bunu reva gören atanmış rektör ve ona bu emirleri verenlerden utanç duyuyoruz. Faşizme teslim olmuş bir üniversite yönetimi meşruiyetini kaybetmiştir; derhal gereginin yapılmasını, yani idari işlemin geri çekilmesini veya o işlemi yapanların çekilmesini talep ediyoruz.
Ses çıkartmak zorundayız, cesur olmak zorundayız! Küstah faşizme bugün direnmezsek yarın bizi karanlıklarında boğacaklar; nitekim şunu iyi bilmeliler ki tek bir mum devirir geceyi, tek bir can neleri devirmez ki! Biz, Bahçeşehir Üniversitesi’nin ilerici gençleri, gerekirse kerem gibi yana yana karanlıkları aydınlığa çıkartmaya kararlıyız!
Hüzünlüyüz, üzgünüz; ancak en çok da öfkeliyiz. Bu yüzden gün, kayıplara ağıt yakma günü değildir. Gün, Martin Heidegger olma hayali içerisinde yaşayanların yenileceği gündür! Gün, üniversiteleri ticarileştirenlerin ellerinin boş kalacağı gündür! Şimdiye değin ettikleri karlar yanlarına kalmayacak; fildişi kulelerine kaçsalar da, yerin yedi kat dibine saklansalar da, yine ateşimiz onları tutuşturarak bir türbe mumu gibi damla damla eritecektir!
„…
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır. “

Hannah Arendt ve Kötülüğün Sıradanlığı

Hannah Arendt 20.yüzyılın en çok dikkat çeken düşünürlerinden birisidir.Kendisini asla bir filozof olarak nitelendirmeyen Arendt  bir siyaset bilimci olarak anılmak istemiştir.Filozof olarak anılmayı reddetmesinin sebebi tüm insanlığı kapsayan sorunlara eğilmesi ve felsefenin konusu olan bireye yönelmemesidir.Arendt’i düşünce tarihi için ilgi çekici kılan ise totalitarizm hakkındaki çözümlemeleri ve Nazi subayı Eichmann’ın yakalanıp Kudüs’te yargılanması hakkında yazdığı yazı dizileridir.

hannah Devamını okuyun

Çocukların Cinsel İstismarı

Çocukların cinsel istismarı vakaları şuan ülkemizde gündemde olan meselelerden biri. Neredeyse her gün yeni bir istismar haberiyle karşılaşır olduk.Bu durum, vakaların günümüzde geçmişe nazaran daha çok yaşanmasından ziyade kamunun dikkatinin bu konuya yoğunlaşması ve bu sayede geçmişte üstü örtülen cinsel istismar olaylarının gün yüzüne çıkmasının kolaylaşmasından kaynaklanıyor.

Devamını okuyun