Krizler Anayasası

„Güç, yozlaştırmaya meylettirir ve mutlak güç mutlak olarak yozlaştırır. Büyük adamlar neredeyse her zaman kötü adamlardır, otoritelerini değil nüfuzlarını kullanıyor olsalar dahi; güçlerini arttırdıkça otoritenin yozlaşma eğilimi bir kat daha artar“ 1

-Lord John Dalberg-Acton

16 Nisan’da yapılacak olan referandum ile önerilen değişiklikler Türkiye’nin büyük bir çoğunluğu tarafından eleştirilmekte veya desteklenmektedir. Hukuki Fikir olarak bugüne kadar üzerinde zaten fazlasıyla yazılıp çizilmiş ve en ufak detaylarına kadar açıklanmış problemlerin bir daha üzerinden geçmeyi gereksiz bulduk. Nitekim bu hususta bizden çok daha deneyimli ve bilgili akademisyenlerin, avukatların; baroların ve sivil toplum kuruluşlarının açıklamalarının kesinlikle yeterli olduğu kanaatindeyiz. Bu yazımızda bizim odaklanacağımız husus önerilen değişiklik bağlamında ortaya çıkabilecek muhtemel krizlerin somutlaştırılması olacaktır. Gerçekten bizim karşılaştığımız kadarıyla bu konuda fikir bildiren kimseler değişikliği ya tamamen teknik ve teorik olarak almakta ya da yeterli bilgiye sahip olmamaktadırlar. Biz bu sorunu aşmak için Anayasa’daki değişiklik teklifinin ileride getirebileceği sorunları, birtakım olasılıklar üzerinden değerlendireceğiz.

Continue reading

  1.  “Power tends to corrupt and absolute power corrupts absolutely. Great men are almost always bad men, even when they exercise influence and not authority; still more when you superadd the tendency of the certainty of corruption by authority.”

Eleştirel Hukuk Çalışmaları 1: Önsöz

-„E sizin adalet dediğiniz şey hiç de adil değilmiş o zaman!“

Pardon (2004) filminden.

Hukuki Fikir Blogu, hukuk fakültesi gençliğinin hukuk üzerine getirdiği düşünceleri yansıtmakla birlikte şu güne kadar esasında bir enstitü olarak hukukun kendisine yönelen eleştirilerde bulunmamıştır. Daha önceki çalışmalarımızda var olan hukuku aktarmış, bununla beraber var olan hukuk içerisinde neyin nasıl olması gerektiğine yönelik yorumlarda bulunmuştuk. Öte yandan hukukun kendisine yöneltilen eleştirilerin hukuk fakültelerinde pek hoş karşılanmadığını ve karşılanmayacağını söyleyebiliriz, bu bağlamda bir fakülte içerisinde bulunduğumuzdan dolayı hukukun kendisine yöneltilen eleştirileri pek çok kez omuz silkerek karşıladığımızı ve önemsemediğimizi belirterek bir özeleştiri ile söze başlamamız gerekir. Fakat o halde bunun sebeplerini de analiz etmemiz lazım gelir.

Continue reading

Ulusaşırı Müstahkem Demokrasi

Almanya ve Avusturya’da Türk demokrasisini savunmamız mümkün müdür? Sonuç olarak Erdoğan’ın Anayasal reform planı „bizim“ demokratik temellerimizi değil, Türk demokrasisini tehdit etmekte. Nitekim eğer ki bizimkiyle uyuşmayan bir düzeni savunuyorlarsa, Türk politikacılara Almanya ve Avusturya’da propaganda izni verilebilir mi? Veyahut Türkiye’deki liberal demokrasinin kaderi bizi ilgilendirmemekte mi? İşte bu soru „Ulusaşırı müstahkem demokrasi“ye yönelik bir soru. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde Türkiye, Almanya ve Avusturya’yı birlikte ilgilendiren bu soruya bir cevap olabilir.12

Continue reading

  1. Viyana Üniversitesi, Hukuk Felsefesi Enstitüsü araştırma görevlisi Ulrich Wagrandl tarafından 10 Mart 2017 tarihinde verfassungsblog.de adresinde yayınlandı. Hasan Can Karaca Almanca orjinalinden çevirdi
  2. Wagrandl, Ulrich: Die transnationale wehrhafte Demokratie, VerfBlog, 2017/3/10, http://verfassungsblog.de/die-transnationale-wehrhafte-demokratie/

Deli Dumrul Köprüsü, Bir Kamu-Özel Ortaklığı Hikayesi

Kamu özel ortaklıkları, Türkiye’nin gündeminde yeni yeni yer bulmaktadır. Her ne kadar Türkiye ve Türk İdaresi yap işlet devret gibi kamu özel ortaklığı olarak kabul edilen hizmetlere yabancı olmasa da bugünkü uygulamalar geçmişe oranla birtakım farklılıklar arzetmektedir. Özellikle son değişikliklerle beraber açıklanmayı bekleyen ve idare hukuku bakımından sorun teşkil eden pek çok husus bulunmaktadır. Toplum, yapılan kamu özel ortaklığı sözleşmelerinin içeriğini bilmemekte; bildiği kadarıyla da kamu hizmetinin sürekli olması zorunluluğu sebebiyle verilen hazine garantilerini haklı ve sert bir şekilde eleştirmektedir. İdare hukuku bakımından da bütün sistem tartışmalıdır. Peki nedir bu kamu özel ortaklıkları?

Continue reading

Ayağa Kalkın Efendiler

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
…“
Faşizm dur durak bilmeden akademisyen kıyımına devam ediyor. Bu güne kadar aralarında Barış Icin Akademisyenlerin de oldugu 2.346 öğretim görevlisi üniversitelerden ihraç edildi. Bugün ise fakültemiz profesörü sayın Prof. Dr. Süheyl Batum hocamızın bir OHAL KHK’sine dahi gerek duyulmadan; Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü tarafından çirkince ve tek kalemde ihraç edildigi haberini aldık.
Bu ihraçlar bize Nasyonal Sosyalistlerin Almanya’da yönetimi devraldığı zamanları hatırlatıyor; 1933 yılından itibaren üniversiteler bilimden uzaklaştırılmış, nazi ideolojisini empoze eden yüksek liselere dönüştürülmüştü. Pek çok akademisyen üniversitelerden el çektirilmiş, pek çok kitap „Almanlığın ruhuna karşı“ olduğu icin ritüelistik bir şekilde yakılmıştı. Bugün Türkiye’de yaşanan da budur.
Fakat biz boyun eğmeyeceğiz! Süheyl Batum onurumuzdur! Bahçeşehir Üniversitesi ögrencileri ayağa kalkacaktır, bu üniversitenin ne faşizmin ne de bir grup hainin elinde oyuncak edilmesine izin vermeyecektir. Bahçeşehir Üniversitesi bizimdir, birisi gidecekse buna biz karar veririz; ve şunu açıkça söylüyoruz ki Süheyl Batum kalacak! Ona bunu reva gören atanmış rektör ve ona bu emirleri verenlerden utanç duyuyoruz. Faşizme teslim olmuş bir üniversite yönetimi meşruiyetini kaybetmiştir; derhal gereginin yapılmasını, yani idari işlemin geri çekilmesini veya o işlemi yapanların çekilmesini talep ediyoruz.
Ses çıkartmak zorundayız, cesur olmak zorundayız! Küstah faşizme bugün direnmezsek yarın bizi karanlıklarında boğacaklar; nitekim şunu iyi bilmeliler ki tek bir mum devirir geceyi, tek bir can neleri devirmez ki! Biz, Bahçeşehir Üniversitesi’nin ilerici gençleri, gerekirse kerem gibi yana yana karanlıkları aydınlığa çıkartmaya kararlıyız!
Hüzünlüyüz, üzgünüz; ancak en çok da öfkeliyiz. Bu yüzden gün, kayıplara ağıt yakma günü değildir. Gün, Martin Heidegger olma hayali içerisinde yaşayanların yenileceği gündür! Gün, üniversiteleri ticarileştirenlerin ellerinin boş kalacağı gündür! Şimdiye değin ettikleri karlar yanlarına kalmayacak; fildişi kulelerine kaçsalar da, yerin yedi kat dibine saklansalar da, yine ateşimiz onları tutuşturarak bir türbe mumu gibi damla damla eritecektir!
„…
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır. “

Alman Ceza Kanunu Md. 175 Kapsamında Hüküm Giymiş Eşcinsellere Tazminat İmkanı

Federal Almanya’da “Eşcinsel-Hükmü” olarak da adlandırılan “StGB §175”1 maddesinden dolayı 50.000 kişi hüküm giymiş ve uzun yıllar hapiste kalmıştı. Şimdi bu kişilere tazminat öngörülüyor.

Hasan Can Karaca, ZEIT ONLINE‘dan çevirdi.

Continue reading

  1. Deutsches Strafgesetzbuch Art 175; eşcinsellerin, kimi parafillerin cinsel eylemlerini cezalandıran Alman Ceza Hukuku Hükmüdür. 1871’de Alman Hukukuna girmiş ve kimi değişikliklerle 1994 yılına kadar uygulama alanı bulmuştur.

Kocakarı İlaçları Alternatif Tıp’a karşı: Yerel Halkların Fikri Mülkiyeti

Endüstri devrimi sonucu ayni mülkiyetin öneminin arttığı görülür, üretim aracı kavramı “toprağı” aşmış ve fabrikaları, makinaları içine alır hale gelmiştir. İşte bu sebeple “üretime” katkı sağlayacak her türlü gelişmeden, onu geliştirenlerin yararlanmasını sağlayacak bir sistem gereği ortaya çıkmıştır. Bugün “eser”, “fikri mülkiyet” ve “patent” kavramları bize yabancı değil, her ne kadar mucitlerin mücadelesi sonucunda ortaya çıkmış olsa da fikri mülkiyet çoğu zaman “iktisadı gelişmenin devam edebilmesi, kişilerin fikir ürünlerinden payını alabilmesi ve bunun sonucunda yeni fikirler yaratmaya hevesinin kırılmamasına bağlıdır” olarak gerekçelendirilir. Ancak Kapitalist sistemle bütünleşmiş “fikri mülkiyet” içerisinde bulunduğu sistem dolayısıyla kimi tartışmalara açıktır; bizim burada dikkat çekeceğimiz husus “fikri mülkiyet hukukunun” kişiyi ön plana alarak hukuki kişiliği olmayan toplumu dışlamasıdır. Gerçekten hem Türk Hukukuna hem de mukayeseli hukuka bakıldığında fikri mülkiyetin sahibinin sadece birey olabileceğinin ortaya konulduğu görülür, bu düzenleme yerel halkların ortaya koyduğu eserlerin korunmamasına ve bireylerin bu eserler üzerinden haksız kazanç elde etmesine sebep olmaktadır.

Continue reading

Uzay Çöplerinin Verdikleri Zarardan Kim Sorumlu Olur

“…

evveli gün Gagarin en büyük meydanı dolaşıp döndü Titof da dolaşıp

    dönecek hem de on yedi buçuk kere dolanacak ama daha bundan

    haberim yok

…” 1

 

İnsanoğlu 4 Ekim 1951’de Sputnik 1 adlı uzay aracını fırlattığından beri uzayla ilgilenmeye devam ediyor, geçtiğimiz altmış beş yıl içerisinde uzaya onlarca sefer düzenledik ve pek çoğunda da başarılı olduk. Artık insanlık başka gezegenlere koloni kuracak seviyeye gelmiş vaziyette; ancak eşyanın tabiatından mıdır bilinmez, insan uzandığı her yeri kirletmeye de eğilimli. Bugün dünyamızın çevresinde yirmi bin adet 10cm çapından büyük, beş yüz bin adet 1-10cm çapında obje; saatte yaklaşık 28,500 (yörünge hızı/orbital speed) kilometre saat hızla dolanmakta 2. Bir kısmı dünyanın yüzeyine yaklaşarak yanarak yok olacak olsa da, büyük bir kısmı önlerine başka bir obje çıkana değin durmayacak. Şüphesiz bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlamak zor olmasa gerek, ancak aynı hassasiyeti bu alanda pek çok uzay aracı olan devletlerin gösterdiğini söylemek zor.

Continue reading

Cinsel Saldırı Suçlarında Kastrasyon Cezası

Modern kastrasyon cezasının kökenleri 1899 yılında Indianalı Dr. Sharp’ın hükümlüler üzerinde başlattığı ve onların cinsel isteklerini sona erdirmek maksatlı uygulamalarına değin uzanmaktadır 1. Bu tip uygulamalar başlangıçta tedavi amacı gütmektemiş veya bir ceza verirmiş gibi görünseler de yavaş yavaş öjenik uygulamalara temel oluşturmuştur. Bu sebeple özellikle Avrupa’daki kastrasyon cezaları Nazi Almanyasıyla anılmaktadır, nitekim kastrasyon cezası sadece Nazi Almanyasında uygulanmış değildir; İkinci Dünya Savaşından sonra İskandinav ülkelerinde kastrasyon cezası varlığını sürdürmüştür (Şuna da dikkat çekmek gerekir ki İskandinav ülkeleri bugün liberal devletler olarak kabul edilseler de geçmişte öjenik uygulamalardan dolayı sabıkası kabarıktır, 2 1 . Günümüzde bu uygulama yeniden bir rehabilite etme, ceza verme uygulaması olarak tartışma konusu edilmektedir; topluma kazandırma bakımından kastrasyon cezasının faydalı olabileceği öne sürülmektedir. Son zamanlarda sıkça görülmekte olan taciz, tecavüz ve çocuk istismarları olaylarında verilen duygusal tepkilerden (idam cezasının geri gelmesinin istenmesi gibi) hukuki açıdan en tartışmaya değer konu olduğu gerekçesiyle incelenmesinde fayda vardır.
Continue reading

  1. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  2. http://www.economist.com/node/155244
  3. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)