Evlilik İçi Tecavüz Tabusu ve Suçun Hukuki Koruması

Konu evlilik ve tecavüz olunca hepimizin aklına ilk “Evlilikle tecavüz nasıl bir arada olabilir?” sorusu geliyor. Çünkü tecavüz kelimesinin bize çağrıştırdığı şey, istenilmeyen,rıza gösterilmeyen bir kişinin zorla bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesidir.Ve bu istenilmeyen kişi kafalarımızda genellikle tanımadığımız bir üçüncü kişi olarak canlanmakta. Halbuki istenilmeyen kişi evlilik birliği içinde bulunduğumuz kişi de olabilir.
Evlendiğimiz kişi adeta otomatik olarak cinsel ilişkiye girilmesi caiz olan kişi oluyor toplumun nezdinde. Toplumsal cinsiyet rolleri ve geleneksel anlayış hepimize eşlerin birbirlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılama görevi olduğunu ve buna itiraz edilemeyeceğini dayatmakta.Bu nedenle evlilik içi tecavüz olamazmış gibi geliyor kimilerine.
Tecavüz ve çocukların cinsel istismarı sorunlarının evlilik yoluyla giderilmeye çalışılmasının altında da bu zihniyet yatıyor.
Bu zihniyet günlük hayatta pek çok kadının vücut dokunulmazlığına ağır bir müdahale olan hareketlere kocası tarafından yapıldığında ses çıkarmaması,buna katlanması sonucunu doğuruyor.Sonuç; yüzlerce sessiz,bastırılmış,mutsuzluğa hapsedilmiş insan…

Nasıl olmalı?
Sanılanın aksine evlilik eşlere birbirlerinin cinsel özgürlükleri üzerinde tekel hakkı vermez. Hukuken eşlerin birbirine karşı sadece sadakat yükümlülüğü mevcuttur.
Zaten bir kişinin evlenmekle evlilik süresi boyunca cinsel dokunulmazlık hakkından ve cinsel özgürlüğünden eşi için vazgeçtiğini kabul etmek mümkün değildir.Cinsel özgürlük uluslararası ve ulusal düzenlemelerle koruma altına alınmıştır.Ve hiçbir insanın cinsel özgürlüğü üzerinde tasarruf etme hakkı engellenemez. Hatta kişinin kendi cinsel dokunulmazlığı üzerindeki tasarrufunun sınırı da “insan onuru”dur. Yani kişi kendisi istese dahi cinsel özgürlüğünü insan onuruyla bağdaşmayacak şekilde sınırsız kullanması mümkün değildir.
Cinsel ilişkinin ve hatta cinsel davranışların suç olmaması için karşılıklı rızaya dayanması gerekir.Bu rıza her ilişki ya da davranış için yeniden verilmeli ve cinsel davranış/ilişkinin gerçekleştiği süre boyunca var olmaya devam etmelidir.Bu rızanın evlilikle bir kereliğine ömür boyu verildiğini düşünmek ise çağdışı bir anlayışın ürünüdür.Evli de olsa kadın ya da erkeğin her cinsel temasa rızası olmak zorundadır. Bu rızanın bulunmadığı haller ise cinsel dokunulmazlığa karşı suç teşkil eder.

Kanun evlilik içi tecavüz konusunda nasıl bir koruma getiriyor?
Yasal düzenlemelerle evlilik içi tecavüz cezalandırılmış olsa da bu konuda hala eksiklikler vardır.
Cinsel saldırı suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 102.maddesi basit cinsel saldırı teşkil eden fiillerin kovuşturulmasını şikayete tabi tutmuştur. Nitelikli cinsel saldırıyı ise kamu düzeniyle ilgili olduğu için mağdurun şikayeti olmasa da mahkemeler kendiliğinden kovuşturur.
Eskiden bir suç dahi teşkil etmeyen evlilik içi nitelikli cinsel saldırı(tecavüz) mevcut düzenlemelerle bir suç haline getirilmiştir.Evlilik içi tecavüzün suç olmasında kadın örgütlerinin istikrarlı çalışmaları sonucu oluşturulan kamuoyunun etkisi asli önem taşımıştır. Bu elbette ki güncel insan hakları birikimine uygun ve olumlu bir gelişmedir. Eşler arası işlenen tecavüz suçunun failleri bu sayede cezalandırılabilir hale gelmiş ve mağdurların cinsel dokunulmazlığı da koruma altına alınmıştır.Artık kanun önünde evlilik içinde işlenen cinsel suçlara daha fazla göz yumulmayacaktır.

Peki evlilik içi tecavüz suç haline geldiyse hala sorun teşkil eden şey nedir?
Sorun şudur ki,Türk Ceza Kanunu madde 102/2 uyarınca nitelikli cinsel saldırı suçunun eşler arasında işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.
Tecavüz suçunun kovuşturulması diğer nitelikli cinsel saldırı suçlarında resen yapılırken eşler arası nitelikli cinsel saldırıda mağdurun şikayetine tabi kılınarak işlevsizleştirilmiştir.Yani mağdur şikayet etmezse suç kovuşturulmayacaktır.
Şikayete bağlanmasının gerekçesi olarak da evli bireyler arasında tecavüz suçu işlenmesi halinde aile birliğinin korunmasının da ön planda tutulması gerektiği belirtiliyor. Ancak eşlerin birbirini cinsel ilişkiye zorladığı bir evlilikte ne kadar aile birliğinden bahsedilebilir?Bireylerin kişiliği ve vücut bütünlüğünün dahi korunmadığı bir durumda aile kurumunun korunmasının nasıl bir önceliği olabilir?

Eşler arası yaşanan basit cinsel saldırı niteliğindeki hareketler ise ( yani tecavüz teşkil etmeyen cinsel davranışlar) kanunda hiç düzenlenmeyerek açıkça suç kapsamına alınmamıştır.Bu da büyük bir eksikliktir. Çünkü en başından beri kişinin evlenmekle cinsel özgürlüğünden vazgeçmemiş olduğunu söylüyoruz.Bu halde kişinin rızası dışındaki cinsel ilişkiye varmayan cinsel davranışlar da vücut dokunulmazlığını ihlal edeceğinden bunların cezalandırılması icap ederdi.
Şikayet hususuna gelirsek,evlilik içi tecavüzün mağdurun şikayetine tabi kılınması hukuki korumayı işlevsizleştiriyor dedik.Neden?
Çünkü toplumumuzdaki mahremiyet algısı , “dört duvar arasında olan dört duvar arasında kalır” anlayışı nedeniyle eşlerin böyle bir hususu aleni hale getirmeleri, başkasına söylemeleri çok rahat olmuyor.

Ülkemizde ve dünyada cinsel suç mağdurları genelde kadın olduğu için ve toplumsal cinsiyet rolleri kadının üzerine çok daha fazla yüklendiği için kadını özne alarak konuşacağım.
Hiçbir kadın toplum içinde aile birliğinin itibarını zedeleyecek olayları göz önüne sermekten hoşlanmıyor. Çünkü özellikle kadın için ve yine özellikle Türk toplumunda aile kutsaldır.Çoğu genç kız evlilik hayali kurmakta ve evliliklerine büyük önem atfetmektedir. Dolayısıyla bu kutsal birliğe herhangi bir şekilde halel gelmesi istenmez.Bunun doğal bir sonucu olarak da evlilik içi yaşanan şiddet,kötü muamele,tecavüz ve taciz teşkil eden davranışlar vs. kadınlar tarafından mahremiyet kisvesiyle bir koruma kalkanı içine alınıp hiç olmamış gibi davranılıyor ve malesef çoğu zaman aileler de çocuklarına bu ezaya katlanması ve kimseye duyurmaması yönünde psikolojik baskı uyguluyorlar.
Kadın örgütlerinin “Özel olan kamusaldır!” sloganı bu gibi durumları bertaraf etmeye yönelik. Evlilik içi işlenen suçlar cezasız kalmasın diye.Artık tacizci,tecavüzcüler utansın mağdurlar daha fazla mağdur olmasın diye.

Kısacası,olayın özü ve anlatmaya çalıştığımız şey şudur : Hiçbir kimse evlenmekle cinsel özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığından feragat etmiş olmaz.Kimse aralarında sırf evlilik bağı var diye eşinin kendisine yönelttiği istenmeyen cinsel/cinsel olmayan davranışlarına katlanmak zorunda değildir.Kadının görevi erkeğin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak değildir.Erkek içinse kadın cinsel bir nesne olmamalıdır. Cinsel birliktelik karşılıklı rızaya dayanmıyorsa Türk hukukunda suçtur.Aynı zamanda esaslı bir boşanma sebebidir.
Tüm bu anlattıklarımızın uygulamada işlevsel bir hukuki koruma oluşturması içinse yargının bu hususlarda dikkatli davranması gerekmekte. Suç şikayete bağlandığı için öncelikle,bu durumdan mağdur olan kadınlarımız varsa şikayette bulunarak haklarını kanun önünde aramalı, bu suça sessiz kalmamalılar.Mahkemeler de kadının(ya da mağdurun) beyanını esas alarak karar vermeli, evlilik içinde kadının kocasının cinsel ihtiyaçlarını gidermeye yönelik yükümlülüğü olduğu gibi çağdışı ve insan onuruna aykırı içtihatlardan vazgeçerek ihlallerin önüne geçmeli mağdurun hakkını ve hukuk güvenliğini korumalılar.

Takip eden iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirecek.

İrem Özbay

Galatasaray Lisesi mezunu. Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi İlgi Alanları: Müzik,edebiyat,felsefe,hukuk Bildiği Diller: İngilizce,Fransızca