Cinsel Saldırı Suçlarında Kastrasyon Cezası

Modern kastrasyon cezasının kökenleri 1899 yılında Indianalı Dr. Sharp’ın hükümlüler üzerinde başlattığı ve onların cinsel isteklerini sona erdirmek maksatlı uygulamalarına değin uzanmaktadır 1. Bu tip uygulamalar başlangıçta tedavi amacı gütmektemiş veya bir ceza verirmiş gibi görünseler de yavaş yavaş öjenik uygulamalara temel oluşturmuştur. Bu sebeple özellikle Avrupa’daki kastrasyon cezaları Nazi Almanyasıyla anılmaktadır, nitekim kastrasyon cezası sadece Nazi Almanyasında uygulanmış değildir; İkinci Dünya Savaşından sonra İskandinav ülkelerinde kastrasyon cezası varlığını sürdürmüştür (Şuna da dikkat çekmek gerekir ki İskandinav ülkeleri bugün liberal devletler olarak kabul edilseler de geçmişte öjenik uygulamalardan dolayı sabıkası kabarıktır, 2 1 . Günümüzde bu uygulama yeniden bir rehabilite etme, ceza verme uygulaması olarak tartışma konusu edilmektedir; topluma kazandırma bakımından kastrasyon cezasının faydalı olabileceği öne sürülmektedir. Son zamanlarda sıkça görülmekte olan taciz, tecavüz ve çocuk istismarları olaylarında verilen duygusal tepkilerden (idam cezasının geri gelmesinin istenmesi gibi) hukuki açıdan en tartışmaya değer konu olduğu gerekçesiyle incelenmesinde fayda vardır.

 

Modern kastrasyon cezası, iki tipte yapılabilmektedir. İlki, ve 1899 yılından itibaren kullanılmış olan cerrahi kastrasyon metodudur. Cerrahi kastrasyonda bir cerrahi müdehale ile testisler alınır, bu şekilde mahkumun herhangi bir cinsel münasebete girmesi mümkün olmaz. İkinci tip kastrasyon ise 20. yüzyılın sonlarında tıp biliminin ilerlemesiyle paralel olarak ortaya çıkan hormonal kastrasyon metotudur. Hormonal kastrasyon, mahkuma, aslında kadınlar için geliştirilmiş, bir doğum kontrol hapı (medroxyprogestrone acetate-MPA) periyodik olarak verilir ve onun hormonal dengesi farklılaştırılarak cinsel arzular duyması engellenir 4. Ayrıca çeşitli kanunlarda kastrasyon cezasının ihtiyari veya zorunlu şekilde verilebildiği görülmektedir, biz kastrasyon cezasını uygulanması bakımından inceleyeceğimiz için bu konuya detaylı olarak eğilmeyeceğiz.

 

Belirtilen iki kastrasyon metodunun “suçu engellemek” veya “suçluyu rehabilite etmek” etkisi tartışmalıdır. Cezanın verilme amaçlarından olan bu ikisi, her ne kadar ilk bakışta cinsel saldırıları mahkumun veya eski mahkumun cinsel yeteneklerini kısıtlayarak engelleyecek gibi dursa da, suç psikologları ve kriminolojistler cinsel saldırıların aslında cinsel duyguları tatmin etmekten çok bir psikolojik bozukluk olan “sapkınlığın” dışavurumu olarak görmekte 5 ve kişinin cinsel münasebette bulunma imkanının ondan alınmasıyla dahi cinsel saldırıları engelleyemeyeceğini savunmaktadır. Gerçekten özellikle “tecavüz” suçlarına Freudien bir bakış açısıyla yaklaştığımızda, annenin cinsel partneri olan babanın aynı zamanda aile içerisindeki iktidar sahibi olması çocuğun yetişmesi bakımından iktidar ve cinselliği birbiriyle özdeşleştirmesine sebep oluyor olabilir. Bunun yansımalarını sadece tecavüzün sebeplerinde değil toplumda da görmekteyiz; bir futbol maçının kazananı takım diğerine tecavüz etmiştir denilir 6, yani biri diğerine cinsellik yoluyla iktidarını kabul ettirmiştir bu söyleme göre. Son tahlilde tecavüzün cinsellikten çok iktidar gösterme aracı olarak kullanıldığını söyleyebiliriz.

 

Suçun önlenmesi ve suçlunun sosyal hayata katılması bahsi kriminologları ilgilendirirken aslında bu cezanın neden uygulanamadığına ilişkin hukuki irdelemesini yapmak ise biz hukukçulara düşmekte. Dolayısıyla biz bu çalışmamızda insan hakları ve hukuk tekniği açısından kastrasyon cezasını irdeleyeceğiz.

 

1- Cerrahi ve Hormonal Kastrasyon Cezasının Temel Hak ve Özgürlükler Bakımından İrdelenmesi

Cerrahi kastrasyon daha önce de belirttiğimiz üzere kişinin testislerinin alınması sonucu gerçekleştirilir. Testislerin ayrılmasıyla beraber testesteron hormonu sağlanamaz ve bunun sonucunda hiçbir şekilde kişi cinsel istek duyamaz ve tamamiyle cinsel ilişkiye girebilme yeteneğini kaybeder 1. Bu durumda iki tip hakkın bu cezaya konu edildiğini görürüz, biri kişinin cinsel özgürlüğüdür diğeri ise insan haysiyetine aykırı cezaya çarptırılmama hakkıdır.

 

Kişi kendi cinsel özgürlüğü üzerinde tasarruflarda bulunmakta serbesttir, yani cinsel haklar daha çok rızai bir görünüme sahiptir. Bir kişi kendi özgür iradesi dahilinde çok aşırı durumlar saklı kalmak üzere (genel sağlık, kamu düzeni gibi) cinsi münasebetlerinde bir zorlamaya maruz bırakılamaz. Dolayısıyla kişi açık ve özgür iradesiyle tamamen cinsel haklarından vazgeçebilir, vazgeçmemesi konusunda ona baskı yapılamaz (Bu husustaki iradenin sağlığı bahsini ileride inceleyeceğiz). Sonuç olarak kastrasyon cezası düzleminde bu hakkın ihlali görülmemektedir.

 

Öte yandan insan haysiyetine uygun olmayan cezaya çarptırılmama bakımından bu cezanın uygulanması sorun arzeder; yaptığımız araştırma çoğunlukla ABD uygulamalarını kapsamakta olduğundan ABD Anayasasının sekizinci maddesini kendi hukukumuza uyarladık, bu sebeple kullanılan kaynaklardan farklılık arzetmekte ise de ilgili madde hükümleri ile “eighth amendment” aynı çerçevede değerlendirilmelidir.

 

Öncelikle 1982 Anayasasının 17. maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 3. maddesinde belirtildiği üzere hiçkimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan cezaya çarptırılamaz, dolayısıyla kastrasyon cezasının uygulanması bu açıdan mümkün değildir. Vücut bütünlüğünü son derecede etkileyen bu ceza türü kesinlikle insan haysiyetiyle bağdaşmaz, dolayısıyla kastrasyon cezasını getiren kanun hükmü Anayasa’ya aykırılıktan dolayı (ki bizim hukukumuzda insan haklarına ilişkin uluslararası andlaşmalar kanuna nazaran öncelikli olarak uygulandığından özel bir Anayasa hükmüne gerek kalmadan dahi uygulanamayacaktır) iptal edilecektir. Bu hususta her ne kadar zaman zaman bir uzuv kesilmesinin (mutilation) sözkonusu olmadığı ve bundan dolayı bu hüküm içerisine giremeyeceğini savunulmuş olsa dahi 8 dahi “vücut bütünlüğüne yönelen” bir ceza sözkonusu olduğu için herhangi bir uzvun kesilmesinden farkı bulunmamaktadır. Bizim burada “insan haysiyetiyle bağdaşmama” kavramından anladığımız her türlü bedene karşı yönelen cezanın sözkonusu edilemeyeceğidir, Fouceault’da Hapishanenin doğuşu isimli eserinde eski çağlardan itibaren cezanın bedene çektirilmesinden bahsetmekle beraber günümüze yakınlaştıkça cezaların ruha çektirilir hale geldiğini ortaya koyar. Eğer ki burada “insan onuruyla bağdaşmama”dan bahsedeceksek sadece mantıksal açıdan değil tarihsel açıdan da irdeleme yapmamız, ve adı geçen eserde bahsedildiği üzere bedene ceza vermenin insan onuruyla bağdaşmayacağını çıkartmamız gerekmektedir; şüphesiz burada kastrasyon cezası amacı ve şekliyle bedene verilen bir cezadır 9.

 

Bununla beraber cerrahi kastrasyon gerçekleştirildikten sonra herhangi bir şekilde geriye dönüş mümkün olmaz, bu husus özellikle adli hata sözkonusu olduğunda zarar meydana getirecektir. Hukuk sistemleri her ne kadar mükemmel olursa olsun adli hatadan kaçınmak mümkün olmaz, bir adli hata gerçekleşirse de bunun olabildiğince eski haline getirilebilmesi gerekmektedir 10. Bu bakımdan cerrahi kastrasyon cezasının uygulanabilirliği sakatlanmaktadır.

 

Hormonal (kimyasal) kastrasyon ise, MPA isimli ilacın belirli periyotlar ile kişiye verilmesi ile yapılır, Serum formunda veya Hap formunda verilebilir. Bu uygulama sonucunda kişinin cinsel istekleri ve yetenekleri tamamen sonlanmamakla beraber önemli ölçüde azalır 4. Bununla beraber kişinin hormonal dengesi son derecede bozulmaktadır, antiandrojen etkisi bulunan MPA ile serum testesteron seviyesi düşürülür. Kişinin testesteron seviyesi büyük ölçüde azaldığından dolayı bu kısa dönemli ve uzun dönemli birtakım sonuçlar doğuracaktır; kısa süreli sağlık sorunları içerisinde hipertansiyon, nefes darlığı, uyuşukluk, kabus görme gibi bozukluklar gözlenmiştir 4. Uzun dönemde ise vücut formunda değişiklikler, kemik erimesi gibi birtakım sorunlar da görülebilir. Bu sebeple her ne kadar bir uzvun alınması şeklinde görülmese de vücut bütünlüğünü olumsuz bir şekilde etkileyecek bir ceza olarak kabul edilmeli ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza” kapsamına alınabilmelidir. Nitekim hormonal kastrasyon uygulamasına karşı bu tip bir argüman zayıf kalmaktaysa da buna gösterilecek rızanın sağlığı hususunda hala sıkıntılar devam etmektedir.

 

Her iki tip kastrasyonun da ayrıca suçu önleme bakımından birtakım eksiklikleri olduğu da söylenebilir. Her ne kadar elimizdeki sınırlı örneklerde bu cezanın uygulandığı kimselerde cinsel saldırının tekrarı çok nadiren görülmüş olsa dahi, cinsel saldırının kökenini irdelediğimiz paragrafa da atıf yapacak olursak, kastrasyon cezasının tamamiyle cinsel saldırıyı engelleyeceğini söyleyemeyiz. Cinsel saldırının altında yatan motivasyon çoğu zaman cinsellikten ibaret değildir, bu açıdan cinsel yetenekleri sıfırlanmış bir kişi dahi sapkınlığını veya cinsel saldırı altında yatan motivasyonunu tekrardan değerlendirebilir ve farklı bir biçimde dışa vurabilir 4. Testesteron hormonunun azalmasından dolayı kişinin yaşadığı sakinlik hali istatistiklere yapay olarak yansımış olabilir 1, son tahlilde bu sakinlik halinin bozulması halinde suçun tekrar edilmeyeceği garanti edilemez. Bu kesinlikten yoksun olması bu derecede radikal bir cezanın verilmesinin anlamsızlığını da bir nevi ortaya koymaktadır.

 

2- Kastrasyon uygulaması bir ceza mıdır yoksa bir tedavi şekli mi?

Kastrasyon uygulamasını savunan yazarlarca kastrasyonun bir ceza şekli olmadığı aksine bir tedavi yöntemi olduğu savunulmaktadır ve bu sayede “insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza verilemeyeceği”ne ilişkin hükümlerin arkasından dolanıldığı görülmektedir. Her ne kadar bu uğraş hukuki bir kılıf uydurma olarak etik açıdan tartışılabilir olsa da aslında hukuk tekniği açısından yanlış bir yorum değildir. Gerçekten eğer cinsel saldırıda bulunan kişiyi, özellikle çocukların cinsel istismarı sözkonusu olduğunda pedofili ile ilişkilendirilerek, “hasta” olarak kabul edebiliriz; bu tip sapkın bir eğilim içerisinde olmakla birlikte eylemleri üzerindeki denetimi azalmıştır veya sona ermiştir, anlama ve isteme yetenekleri sakattır diyebiliriz. Bu durumda kişinin tehlikeliliğinin azaltılması için birtakım güvenlik tedbirleri alınabilir, hatta California uygulamasına baktığımızda hormonal kastrasyon ile ceza birlikte uygulanmakta olduğundan TCK’daki kısmi akıl hastalığı hükümlerine paralel olacağı da söylenebilir 4.

 

Bu hususta neyin hastalık olduğunu, neyin hareketlerin üzerinde denetim yeteneğini azaltacağını ve bu çerçevede akıl hastalığı hükümlerinin uygulanabileceğinin kararlaştırılması bu alanda çalışacak olan psikolog ve psikiyatristlerin alanına girmektedir. Bununla beraber geçmişte Danimarka’daki kastrasyon uygulamalarının bir tedavi şekli olarak kabul edildiği ortaya konmaktadır, bu açıdan Danimarka örneğinin incelenmesi faydalı olacaktır. Danimarka hukukunda kastrasyon cezaları kişinin topluma karşı tehlikeliliğin azaltılması yöntemi şeklinde görülmüştür, kastrasyon uygulamaları bir ceza olarak değil bir “suç terapisi” (criminal therapy) olarak düzenlenmiş ve kastrasyon uygulamasından önce ve sonra doktorlar ve psikologlar tarafından kişi gözetim altında tutulmuştur 1.

 

Bir tedavi olmanın bu bakımdan pek çok niteliğini taşısa da, bir sapkınlığın tedavisi olarak görüldüğünden ve sapkınlığın ne olduğu konusunda 1950’li yıllardan günümüze ciddi değişimler olduğundan somut uygulamada bugün için kesinlikle kabul edilemeyecek insan hakkı ihlallerinin görüldüğü de bir gerçektir. Danimarka’da bu uygulamalar sırasında eşcinseller “sapkınlıklarının” tedavisi amacıyla kastrasyon uygulamasına tabi tutulmuştur, aynı şekilde o dönemde suç olan ensest dolayısıyla da kastrasyon cezaları uygulanmıştır 1. Bu dönemlerde sapkınlık olarak kabul edilen eşcinselliğin bugün bir yönelim olduğuna ve hiçbir şekilde sapkınlık olarak kabul edilemeyeceğine ve ilgili kastrasyon uygulamasının bugün için bir insan hakkı ihlali teşkil ettiğine şüphe yoktur, şayet bugün uygulanacak kastrasyon “tedavisi” ilerideki bir değerlendirme ile aynı yoruma maruz kalabilir. Kastrasyon uygulamalarının geri dönüş de mümkün değil veya çok zor olduğundan dolayı kastrasyonun bir tedavi olarak dahi doktor kontrolünde uygulanmasına rağmen ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kastrasyonun tedavi olarak dahi bir tehlikelilik arzettiği aşikardır.

 

Son olarak Danimarka örneğine baktığımızda bunun bir “tedavi” olduğu gerekçesiyle çocuklara dahi kastrasyonun uygulandığı görülmektedir 1. Özellikle ergenlik dönemi sırasında hükmedilmiş kastrasyon cezaları küçüklerin fiziksel ve ruhsal gelişimini negatif yönde etkilemiştir. Tedavi olarak kabul edilecekse çocuklara uygulanıp uygulanmayacağı da ayrı bir tartışma konusu olacaktır.

 

3-Kastrasyon Cezasına Gösterilecek Rıza Ne Kadar Özgür İradeyle Verilmiş Olabilir?

İlk bölümde belirttiğimiz üzere kastrasyon cezasının uygulanması taraftarı olan yazarlar rızanın “insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza verilemeyeceği” hükümlerinin, failin vereceği rıza ile bertaraf edilebileceği fikrini taşımaktadırlar 8. Nitekim bunu kabul edebilmek mümkün değildir, burada sorgulanması gereken en önemli husus verilecek rızanın ne kadar özgür iradeyle verildiğidir. Gerçekten kastrasyon cezaları uygulamada cezayı azaltıcı rol oynamaktadır, bugün uygulanmakta olan kastrasyon cezaları ABD’de görüldüğünden bu hukuk sisteminin “plea bargain” aşamasında fail kastrasyonu öne sürerek cezasında ciddi bir indirim istemektedir 8. Hürriyeti bağlayıcı cezaların korkunçluğu karşısında failin kastrasyonu kabul etmesi, bunu başta kendisi önerse dahi şaşırılacak şey değildir; somut davalara baktığımızda ciddi hapis cezasıyla karşı karşıya olan failin adeta bir “kodesten çık kartı” olarak kastrasyon cezasını kullanması onun buna rıza gösterdiği anlamına gelmez. Zira kişi hürriyeti bağlayıcı cezadan kaçmaya ve alternatiflere yönelmeye eğilimlidir, hapis cezasına karşı para cezası haksız bir bedel öngörülmüş olsa dahi daima daha çekicidir örneğin; bu durumdaki faile “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” onun gerçekten rızasının alındığı şeklinde yorumlanamaz.

 

Öte yandan kişinin rızasıyla dahi insan haysiyetine aykırı ceza yasağının etkilerini bertaraf edebileceği sorunlu bir mantık arzeder. İnsan haysiyetine aykırı ceza yasağı sadece bireyin özel yararının devlete karşı korunmasına yönelik bir hüküm değildir ayrıca toplumun genelini devletin gücüne karşı korur. Yani bir başka deyişle, bir kişiye etki eden insan onuruna aykırı ceza sadece onun menfaatini zedelemekle kalmaz aynı zamanda toplumda da bir rahatsızlık ve güvensizlik ortamı oluşturarak kamu düzenini kötü yönde etkiler; ceza hukukunun esas amacı olan bozulan kamu düzenini yeniden tahsis etmek olduğundan insan onurunu zedeleyen türde cezaların kabul edilmesi mümkün değildir bireyin bu hususta rızası olsa dahi.

 

4-Sonuç

Özellikle son zamanlarda kamuoyuna çokça yansıyan ve oldukça rahatsız edici cinsel saldırı suçlarına karşı 2009 21, 2012 22 ve 2014 23 yıllarında kastrasyon cezasının uygulaması hususunda çeşitli çalışmalar yapılmış ancak bunların kimisi taslak aşamasında kalmıştır kimisi ise taslaktan çıkarılmıştır. Bu çalışmada tartıştığımız konular bakımından ve vardığımız sonuçlara binaen kastrasyon cezasının mevzuata girmemesi isabetli olmuştur diyebiliriz. Her ne kadar gazete haberlerinden, yetkililerin röportajlarından aslında bu uygulamayı hukukumuza kazandıracakken pek de derinlemesine düşünmediğini, adeta günü kurtarmaya çalıştığını gözlemlemekteyiz. Halkı belli bir süre ilkel kefalet yöntemlerinin uygulanacağı sözü vererek oyalamak ve sorunun temeline eğilmesini engellemek şüphesiz bu amaç için ideal yöntem teşkil edebilir ancak yasa koyucunun ateşle oynadığının da farkına varması gerekir.

  1. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  2. http://www.economist.com/node/155244
  3. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  4.  Audrey Moog, California Penal Code Section 645: Legislators Practice Medicine on Child Molesters, 15 J. Contemp. Health L. & Pol’y 711
    (1999)
  5. David P. Bryden and Maren M. Grier, The Search for Rapists’ “Real” Motives, 101 J. Crim. L. & Criminology 171 (2013)
  6. http://www.ntv.com.tr/spor/vural-bize-resmen-tecavuz-ettiler,REjA-bkiW06VDocZkcqI-A
  7. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  8.  Lystra Batchoo, Voluntary Surgical Castration of Sex Offenders: Waiving the Eighth Amendment Protection from Cruel and Unusual
    Punishment, 72 Brook. L. Rev. (2007).
  9. Fouceault, Hapishanenin Doğuşu, 43-52
  10. Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 560
  11.  Audrey Moog, California Penal Code Section 645: Legislators Practice Medicine on Child Molesters, 15 J. Contemp. Health L. & Pol’y 711
    (1999)
  12.  Audrey Moog, California Penal Code Section 645: Legislators Practice Medicine on Child Molesters, 15 J. Contemp. Health L. & Pol’y 711
    (1999)
  13.  Audrey Moog, California Penal Code Section 645: Legislators Practice Medicine on Child Molesters, 15 J. Contemp. Health L. & Pol’y 711
    (1999)
  14. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  15.  Audrey Moog, California Penal Code Section 645: Legislators Practice Medicine on Child Molesters, 15 J. Contemp. Health L. & Pol’y 711
    (1999)
  16. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  17. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  18. Louis Le Maire, Danish Experiences Regarding the Castration of Sexual Offenders, 47 J. Crim. L. Criminology; Police Sci. 294
    (1956-1957)
  19.  Lystra Batchoo, Voluntary Surgical Castration of Sex Offenders: Waiving the Eighth Amendment Protection from Cruel and Unusual
    Punishment, 72 Brook. L. Rev. (2007).
  20.  Lystra Batchoo, Voluntary Surgical Castration of Sex Offenders: Waiving the Eighth Amendment Protection from Cruel and Unusual
    Punishment, 72 Brook. L. Rev. (2007).
  21. http://bianet.org/bianet/siyaset/116900-kimyasal-hadim-cinsel-istismari-onlemez-erteler
  22. http://www.hurriyet.com.tr/hadima-adim-adim-onay-22260844
  23. http://aa.com.tr/tr/turkiye/cocuklarimiza-ciglik-atmayi-ogretmeliyiz/163224
Takip eden iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirecek.

Hasan Can Karaca

Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi Mezunu (2013); Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk/Sosyoloji Öğrencisi; İngilizce, Almanca ve İspanyolca Biliyor. hasancankaraca@hukukifikir.com

Son Yayınlananlar Hasan Can Karaca (tamamını gör)