Bir OHAL KHK’sı İncelemesi: Akademisyen İhraçları

Bizler biri hukuk diğeri politika öğrencisi iki arkadaş olarak 15 Temmuz sonrası Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri(Ohal KHK’ları) ile yapılan ihraçlarla ilgili dilimiz döndüğünce bir yazı kaleme almak istedik . Özellikle bazı üniversite ve fakültelerde öğretimi fiilen durma noktasına getiren akademisyen ihraçları başta olmak üzere, bu ihraç ve KHKların hukuki boyutunu, insan hakları nezdindeki konumunu, Barış için Akademisyenler (BAK) Bildirisiyle ilişkisini ve hak arama yollarını, geçmiş örneklere de göndermeler yaparak anlatmaya çalıştık.Yazıda ifade özgürlüğü kapsamında Barış için Akademisyenler Bildirisi’ne imza atmış akademisyenler çerçevesinde açıklamalar yapılacak,diğer akademisyenler ve kamu görevlileri içinse son söz niteliğinde genel değerlendirmede bulunulacaktır.

Devamını okuyun

Ulusaşırı Müstahkem Demokrasi

Almanya ve Avusturya’da Türk demokrasisini savunmamız mümkün müdür? Sonuç olarak Erdoğan’ın Anayasal reform planı „bizim“ demokratik temellerimizi değil, Türk demokrasisini tehdit etmekte. Nitekim eğer ki bizimkiyle uyuşmayan bir düzeni savunuyorlarsa, Türk politikacılara Almanya ve Avusturya’da propaganda izni verilebilir mi? Veyahut Türkiye’deki liberal demokrasinin kaderi bizi ilgilendirmemekte mi? İşte bu soru „Ulusaşırı müstahkem demokrasi“ye yönelik bir soru. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde Türkiye, Almanya ve Avusturya’yı birlikte ilgilendiren bu soruya bir cevap olabilir.12

Devamını okuyun

  1. Viyana Üniversitesi, Hukuk Felsefesi Enstitüsü araştırma görevlisi Ulrich Wagrandl tarafından 10 Mart 2017 tarihinde verfassungsblog.de adresinde yayınlandı. Hasan Can Karaca Almanca orjinalinden çevirdi
  2. Wagrandl, Ulrich: Die transnationale wehrhafte Demokratie, VerfBlog, 2017/3/10, http://verfassungsblog.de/die-transnationale-wehrhafte-demokratie/

Deli Dumrul Köprüsü, Bir Kamu-Özel Ortaklığı Hikayesi

Kamu özel ortaklıkları, Türkiye’nin gündeminde yeni yeni yer bulmaktadır. Her ne kadar Türkiye ve Türk İdaresi yap işlet devret gibi kamu özel ortaklığı olarak kabul edilen hizmetlere yabancı olmasa da bugünkü uygulamalar geçmişe oranla birtakım farklılıklar arzetmektedir. Özellikle son değişikliklerle beraber açıklanmayı bekleyen ve idare hukuku bakımından sorun teşkil eden pek çok husus bulunmaktadır. Toplum, yapılan kamu özel ortaklığı sözleşmelerinin içeriğini bilmemekte; bildiği kadarıyla da kamu hizmetinin sürekli olması zorunluluğu sebebiyle verilen hazine garantilerini haklı ve sert bir şekilde eleştirmektedir. İdare hukuku bakımından da bütün sistem tartışmalıdır. Peki nedir bu kamu özel ortaklıkları?

Devamını okuyun

Ayağa Kalkın Efendiler

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
…“
Faşizm dur durak bilmeden akademisyen kıyımına devam ediyor. Bu güne kadar aralarında Barış Icin Akademisyenlerin de oldugu 2.346 öğretim görevlisi üniversitelerden ihraç edildi. Bugün ise fakültemiz profesörü sayın Prof. Dr. Süheyl Batum hocamızın bir OHAL KHK’sine dahi gerek duyulmadan; Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü tarafından çirkince ve tek kalemde ihraç edildigi haberini aldık.
Bu ihraçlar bize Nasyonal Sosyalistlerin Almanya’da yönetimi devraldığı zamanları hatırlatıyor; 1933 yılından itibaren üniversiteler bilimden uzaklaştırılmış, nazi ideolojisini empoze eden yüksek liselere dönüştürülmüştü. Pek çok akademisyen üniversitelerden el çektirilmiş, pek çok kitap „Almanlığın ruhuna karşı“ olduğu icin ritüelistik bir şekilde yakılmıştı. Bugün Türkiye’de yaşanan da budur.
Fakat biz boyun eğmeyeceğiz! Süheyl Batum onurumuzdur! Bahçeşehir Üniversitesi ögrencileri ayağa kalkacaktır, bu üniversitenin ne faşizmin ne de bir grup hainin elinde oyuncak edilmesine izin vermeyecektir. Bahçeşehir Üniversitesi bizimdir, birisi gidecekse buna biz karar veririz; ve şunu açıkça söylüyoruz ki Süheyl Batum kalacak! Ona bunu reva gören atanmış rektör ve ona bu emirleri verenlerden utanç duyuyoruz. Faşizme teslim olmuş bir üniversite yönetimi meşruiyetini kaybetmiştir; derhal gereginin yapılmasını, yani idari işlemin geri çekilmesini veya o işlemi yapanların çekilmesini talep ediyoruz.
Ses çıkartmak zorundayız, cesur olmak zorundayız! Küstah faşizme bugün direnmezsek yarın bizi karanlıklarında boğacaklar; nitekim şunu iyi bilmeliler ki tek bir mum devirir geceyi, tek bir can neleri devirmez ki! Biz, Bahçeşehir Üniversitesi’nin ilerici gençleri, gerekirse kerem gibi yana yana karanlıkları aydınlığa çıkartmaya kararlıyız!
Hüzünlüyüz, üzgünüz; ancak en çok da öfkeliyiz. Bu yüzden gün, kayıplara ağıt yakma günü değildir. Gün, Martin Heidegger olma hayali içerisinde yaşayanların yenileceği gündür! Gün, üniversiteleri ticarileştirenlerin ellerinin boş kalacağı gündür! Şimdiye değin ettikleri karlar yanlarına kalmayacak; fildişi kulelerine kaçsalar da, yerin yedi kat dibine saklansalar da, yine ateşimiz onları tutuşturarak bir türbe mumu gibi damla damla eritecektir!
„…
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır. “

Evlilik İçi Tecavüz Tabusu ve Suçun Hukuki Koruması

Konu evlilik ve tecavüz olunca hepimizin aklına ilk “Evlilikle tecavüz nasıl bir arada olabilir?” sorusu geliyor. Çünkü tecavüz kelimesinin bize çağrıştırdığı şey, istenilmeyen,rıza gösterilmeyen bir kişinin zorla bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesidir.Ve bu istenilmeyen kişi kafalarımızda genellikle tanımadığımız bir üçüncü kişi olarak canlanmakta. Halbuki istenilmeyen kişi evlilik birliği içinde bulunduğumuz kişi de olabilir.
Evlendiğimiz kişi adeta otomatik olarak cinsel ilişkiye girilmesi caiz olan kişi oluyor toplumun nezdinde. Toplumsal cinsiyet rolleri ve geleneksel anlayış hepimize eşlerin birbirlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılama görevi olduğunu ve buna itiraz edilemeyeceğini dayatmakta.Bu nedenle evlilik içi tecavüz olamazmış gibi geliyor kimilerine.
Tecavüz ve çocukların cinsel istismarı sorunlarının evlilik yoluyla giderilmeye çalışılmasının altında da bu zihniyet yatıyor.
Bu zihniyet günlük hayatta pek çok kadının vücut dokunulmazlığına ağır bir müdahale olan hareketlere kocası tarafından yapıldığında ses çıkarmaması,buna katlanması sonucunu doğuruyor.Sonuç; yüzlerce sessiz,bastırılmış,mutsuzluğa hapsedilmiş insan…

Devamını okuyun

Foucault’dan Günümüze: Gözetim Toplumu

İktidarın geçmişi çok eskilere dayanır. Devlet nosyonun oluşmasından da öncelere… İktidar ilişkileri, aileden devlete uzanan her türlü kurumda ve çok çeşitli olup güç ve düzeni temsil eder.Tüm iktidar çeşitlerinde varolmakla beraber en belirgin şekilde siyasi iktidarda gözlemlenebilen özellik ise iktidarın “bilme isteği”dir. Bir devletin bürokratik,siyasal,ekonomik ve sosyal hizmetlerini topluma sunabilmesi için elbette bireylerin belli başlı bilgilerine ihtiyacı vardır.Aksi takdirde devlet mekanizması kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getiremeyip insanların yaşamını sekteye uğratır.Ancak bizim bahsettiğimiz bilme isteği,devletin vatandaşlarına dair gerekli ve yeterli bilgilerden çok daha ötesine olan merakıdır. Devamını okuyun

Hannah Arendt ve Kötülüğün Sıradanlığı

Hannah Arendt 20.yüzyılın en çok dikkat çeken düşünürlerinden birisidir.Kendisini asla bir filozof olarak nitelendirmeyen Arendt  bir siyaset bilimci olarak anılmak istemiştir.Filozof olarak anılmayı reddetmesinin sebebi tüm insanlığı kapsayan sorunlara eğilmesi ve felsefenin konusu olan bireye yönelmemesidir.Arendt’i düşünce tarihi için ilgi çekici kılan ise totalitarizm hakkındaki çözümlemeleri ve Nazi subayı Eichmann’ın yakalanıp Kudüs’te yargılanması hakkında yazdığı yazı dizileridir.

hannah Devamını okuyun

Alman Ceza Kanunu Md. 175 Kapsamında Hüküm Giymiş Eşcinsellere Tazminat İmkanı

Federal Almanya’da “Eşcinsel-Hükmü” olarak da adlandırılan “StGB §175”1 maddesinden dolayı 50.000 kişi hüküm giymiş ve uzun yıllar hapiste kalmıştı. Şimdi bu kişilere tazminat öngörülüyor.

Hasan Can Karaca, ZEIT ONLINE‘dan çevirdi.

Devamını okuyun

  1. Deutsches Strafgesetzbuch Art 175; eşcinsellerin, kimi parafillerin cinsel eylemlerini cezalandıran Alman Ceza Hukuku Hükmüdür. 1871’de Alman Hukukuna girmiş ve kimi değişikliklerle 1994 yılına kadar uygulama alanı bulmuştur.

Kocakarı İlaçları Alternatif Tıp’a karşı: Yerel Halkların Fikri Mülkiyeti

Endüstri devrimi sonucu ayni mülkiyetin öneminin arttığı görülür, üretim aracı kavramı “toprağı” aşmış ve fabrikaları, makinaları içine alır hale gelmiştir. İşte bu sebeple “üretime” katkı sağlayacak her türlü gelişmeden, onu geliştirenlerin yararlanmasını sağlayacak bir sistem gereği ortaya çıkmıştır. Bugün “eser”, “fikri mülkiyet” ve “patent” kavramları bize yabancı değil, her ne kadar mucitlerin mücadelesi sonucunda ortaya çıkmış olsa da fikri mülkiyet çoğu zaman “iktisadı gelişmenin devam edebilmesi, kişilerin fikir ürünlerinden payını alabilmesi ve bunun sonucunda yeni fikirler yaratmaya hevesinin kırılmamasına bağlıdır” olarak gerekçelendirilir. Ancak Kapitalist sistemle bütünleşmiş “fikri mülkiyet” içerisinde bulunduğu sistem dolayısıyla kimi tartışmalara açıktır; bizim burada dikkat çekeceğimiz husus “fikri mülkiyet hukukunun” kişiyi ön plana alarak hukuki kişiliği olmayan toplumu dışlamasıdır. Gerçekten hem Türk Hukukuna hem de mukayeseli hukuka bakıldığında fikri mülkiyetin sahibinin sadece birey olabileceğinin ortaya konulduğu görülür, bu düzenleme yerel halkların ortaya koyduğu eserlerin korunmamasına ve bireylerin bu eserler üzerinden haksız kazanç elde etmesine sebep olmaktadır.

Devamını okuyun

Uzay Çöplerinin Verdikleri Zarardan Kim Sorumlu Olur

“…

evveli gün Gagarin en büyük meydanı dolaşıp döndü Titof da dolaşıp

    dönecek hem de on yedi buçuk kere dolanacak ama daha bundan

    haberim yok

…” 1

 

İnsanoğlu 4 Ekim 1951’de Sputnik 1 adlı uzay aracını fırlattığından beri uzayla ilgilenmeye devam ediyor, geçtiğimiz altmış beş yıl içerisinde uzaya onlarca sefer düzenledik ve pek çoğunda da başarılı olduk. Artık insanlık başka gezegenlere koloni kuracak seviyeye gelmiş vaziyette; ancak eşyanın tabiatından mıdır bilinmez, insan uzandığı her yeri kirletmeye de eğilimli. Bugün dünyamızın çevresinde yirmi bin adet 10cm çapından büyük, beş yüz bin adet 1-10cm çapında obje; saatte yaklaşık 28,500 (yörünge hızı/orbital speed) kilometre saat hızla dolanmakta 2. Bir kısmı dünyanın yüzeyine yaklaşarak yanarak yok olacak olsa da, büyük bir kısmı önlerine başka bir obje çıkana değin durmayacak. Şüphesiz bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlamak zor olmasa gerek, ancak aynı hassasiyeti bu alanda pek çok uzay aracı olan devletlerin gösterdiğini söylemek zor.

Devamını okuyun